Travma Nedir?

Olaydan Çok Geride Bıraktığı İz

Son yıllarda psikoloji alanında en sık karşılaştığımız kavramlardan biri travma oldu. Sosyal medyada, günlük konuşmalarda ve hatta sıradan yaşam olaylarını tanımlarken bile bu kavrama sıkça rastlıyoruz. Ancak travmanın yaygın olarak konuşuluyor olması, her yaşantının travma olduğu anlamına gelmez.

Aynı olay farklı insanlar üzerinde farklı etkiler yaratabilir. Bir kişi için zorlayıcı olan bir deneyim, başka biri tarafından çok daha farklı şekilde deneyimlenebilir. Çünkü travma yalnızca yaşanan olayın kendisiyle değil; kişinin yaşam öyküsü, sinir sistemi, ilişkisel deneyimleri, değerleri ve olayın kendi iç dünyasında bıraktığı anlam ile ilişkilidir.

Bu nedenle travmayı değerlendirirken yalnızca “ne oldu?” sorusuna odaklanmak çoğu zaman yeterli değildir. Asıl önemli soru çoğu zaman şudur:

Yaşanan şey kişinin içinde nasıl bir iz bıraktı?

Travmayı Yeniden Düşünmek

Travma denildiğinde birçok kişinin aklına savaşlar, doğal afetler, kazalar veya ağır şiddet deneyimleri gelir. Elbette bunlar travmatik olabilecek yaşantılardır. Ancak travmayı yalnızca büyük ve olağanüstü olaylarla sınırlamak, birçok görünmeyen yarayı fark etmemizi engelleyebilir.

Çoğu zaman travmanın etkisi yaşanan olayın büyüklüğünden değil, kişinin içsel bütünlüğünde yarattığı sarsıntıdan kaynaklanır.

Bu nedenle bazı insanlar yaşadıkları deneyimleri yıllarca anlatamasalar bile o deneyimin etkisini ilişkilerinde, bedenlerinde veya duygusal dünyalarında taşımaya devam ederler.

Bazen kişi yaşadıklarını küçümser.

“Bu kadar şey yaşanırken benimki travma sayılmaz.”

“Abartıyor olabilirim.”

“Geçmişte kaldı artık.”

Ancak iç dünyamız çoğu zaman mantıksal açıklamalardan çok daha farklı çalışır. Sinir sistemi yaşananları yalnızca olayın dış görünüşüne göre değil, içeride yarattığı güvenlik veya tehdit hissine göre kaydeder.

Travma Bir Kopuş Olarak Düşünülebilir

Travmayı anlamak için yararlı metaforlardan biri, onu bir yara ya da çatlak gibi düşünmektir.

Bir yerimiz fiziksel olarak yaralandığında onu korumaya, temizlemeye ve iyileştirmeye çalışırız. Duygusal yaralanmalarda ise çoğu zaman tam tersini yaparız. Acıyı bastırmaya, yok saymaya veya kendimizi suçlamaya eğilim gösteririz.

Oysa duygusal yaralar da en az fiziksel yaralar kadar gerçek olabilir.

Travma, kişinin kendisiyle ve diğer insanlarla kurduğu bağlarda oluşan bir çatlak olarak düşünülebilir. Bu çatlak bazen güven duygusunda, bazen aidiyet hissinde, bazen de kişinin kendi değerine ilişkin algısında ortaya çıkar.

Bu bakış açısı travmayı yalnızca olağanüstü olaylara indirgemek yerine, gündelik yaşamda gözden kaçabilen deneyimlere de daha dikkatli yaklaşmamızı sağlar.

Örneğin bir ergenin kendisini ifade etmeye çalıştığı bir anda sürekli aşağılanması veya küçük düşürülmesi, dışarıdan sıradan bir aile içi çatışma gibi görünebilir. Ancak bu deneyim kişinin benlik algısında derin bir değersizlik duygusu oluşturuyorsa, onun iç dünyasında travmatik bir iz bırakabilir.

Görünmeyen Travmalar

Travmanın en az konuşulan yönlerinden biri de görünmeyen travmalardır.

Çocukluk döneminde duygusal olarak görülmemek, ihtiyaç duyulduğunda yeterince desteklenmemek, duyguların sürekli küçümsenmesi veya yok sayılması; dışarıdan bakıldığında travmatik olarak değerlendirilmeyebilir.

Fakat bir çocuğun gelişen sinir sistemi açısından bunlar oldukça önemli deneyimlerdir.

Örneğin:

- Zorbalığa uğrayan bir çocuğun bakım verenleri tarafından korunmaması,

- Üzgün veya korkmuş bir çocuğa sürekli “abartıyorsun” denmesi,

- Başarısızlık yaşayan bir çocuğun duygusuna temas etmek yerine eleştirilmesi,

- Ağlayan bir çocuğun sakinleştirilmek yerine utandırılması,

gibi deneyimler kişinin yalnızca o anki duygusunu değil, ilerleyen yıllardaki ilişkisel güven duygusunu da etkileyebilir.

Burada önemli olan nokta herkesin her ihtiyacının kusursuz biçimde karşılanması değildir. İnsan ilişkileri zaten doğası gereği eksik, sınırlı ve zaman zaman hatalıdır.

Ancak özellikle gelişim dönemlerinde kişinin duygusal deneyimine eşlik eden, onu anlayan ve düzenlemesine yardımcı olan ilişkilerin varlığı psikolojik dayanıklılık açısından büyük önem taşır.

Travma ve Sinir Sistemi

Travmayı yalnızca zihinsel bir süreç olarak düşünmek eksik kalabilir.

Modern travma yaklaşımları travmanın sinir sistemiyle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir.

Tehlike anında organizma hayatta kalabilmek için savaşma, kaçma veya donakalma tepkileri geliştirir. Bu tepkiler biyolojik olarak koruyucu işlev taşır.

Ancak bazı durumlarda kişi bu döngüyü tamamlayamaz.

Tehlike sona erse bile sinir sistemi hâlâ tehdit varmış gibi çalışmaya devam edebilir.

Bu nedenle kişi:

- Sürekli tetikte hissedebilir,

- Kolay irkilebilir,

- Nedensiz kaygılar yaşayabilir,

- Bedensel gerginlik hissedebilir,

- Duygusal olarak uyuşmuş hissedebilir,

- İnsanlardan uzaklaşabilir.

Bu belirtiler çoğu zaman kişinin iradesizliğinden değil, sinir sisteminin hâlâ geçmişteki deneyimlere uyum sağlamaya çalışmasından kaynaklanır.

Geçmiş Neden Bugünde Yaşamaya Devam Eder?

Travmanın etkileri çoğu zaman doğrudan hatıralar şeklinde ortaya çıkmaz.

Daha çok tekrar eden ilişki örüntülerinde, duygusal tepkilerde ve bedenin verdiği yanıtlarda görünür hale gelir.

Bazı insanlar yakın ilişkilere yoğun şekilde ihtiyaç duyarken aynı zamanda terk edilmekten korkabilir. Bazıları ise incinmemek için yakınlıktan tamamen uzak durabilir.

Bu davranışlar çoğu zaman bilinçli tercihler değildir.

Geçmiş deneyimlerin sinir sistemi üzerinde bıraktığı kayıtların bugünkü yaşamda tekrar ortaya çıkmasıdır.

Bu nedenle travmanın etkisi yalnızca geçmişte yaşanmış bir olayda değil, kişinin bugün kurduğu ilişkilerde de görülebilir.

Travmanın Beden Üzerindeki Etkileri

Uzun süreli stres ve travmatik deneyimler yalnızca psikolojik süreçleri değil, fizyolojik süreçleri de etkileyebilir.

Kronik alarm halinde çalışan bir organizma zamanla bağışıklık sistemi, hormon sistemi ve sinir sistemi üzerinde yük oluşturabilir.

Bu nedenle travmayı yalnızca duygusal bir mesele olarak görmek yerine beden ve zihin arasındaki etkileşimin bir parçası olarak değerlendirmek daha bütüncül bir yaklaşım sunar.

 Travmanın İçsel Sonucu: Parçalanma

Travmatik deneyimler bazen kişinin kendi duygularıyla bağlantısını zayıflatabilir.

Bazı duygular dayanılması zor geldiğinde kişi onları bilinçli olarak değil, otomatik biçimde uzaklaştırmaya başlayabilir.

Sonuçta kişinin bir bölümü yaşamına devam ederken başka bir bölümü geçmişte takılı kalmış gibi hissedebilir.

Bazı insanların zaman zaman yaşadığı yoğun kopukluk hissi, dalıp gitmeler, belirli anıları hatırlamakta zorlanmalar veya kendi davranışlarına yabancılaşmaları bu süreçlerle ilişkili olabilir.

Özellikle gelişimsel travmalarda bu durum kişinin kimlik algısını da etkileyebilir ve kendilik deneyiminin daha parçalı hissedilmesine yol açabilir.

 İyileşme Ne Anlama Gelir?

Travma iyileşmesi yaşananları unutmak anlamına gelmez.

İyileşme; geçmişte kopan bağlantıların yeniden kurulabilmesi, kişinin duygularına daha güvenli şekilde yaklaşabilmesi ve sinir sisteminin yeniden denge bulabilmesiyle ilgilidir.

Bu süreç yalnızca yaşananları anlamaktan ibaret değildir.

Bilmek önemlidir; ancak çoğu zaman yeterli değildir.

Asıl dönüşüm, kişinin geçmişte yalnız kaldığı deneyimlere bugün daha güvenli koşullar içinde yaklaşabilmesiyle mümkün olur.

Bu nedenle terapötik ilişki önemli bir iyileştirici unsur olarak görülür. Güvenli bir ilişki içinde kişi hem duygularına hem de bedeninde taşıdığı deneyimlere daha farklı bir yerden temas etmeye başlayabilir.

Son Söz

Travma çoğu zaman sessiz çalışır.

Kendisini doğrudan anlatmak yerine ilişkilerde, duygularda, bedensel tepkilerde ve yaşamın tekrar eden döngülerinde görünür hale getirir.

Belki de bu nedenle travmayı anlamaya çalışırken sorulabilecek en önemli sorulardan biri şudur:

Yaşadığım deneyimler beni nasıl şekillendirdi ve onların hangi izleri bugün hâlâ benimle yaşamaya devam ediyor?

Bu soruya merakla yaklaşabilmek, yalnızca geçmişi anlamanın değil; bugünle daha özgür bir ilişki kurabilmenin de önemli adımlarından biridir.

Çünkü travma geçmişte oluşmuş olabilir; ancak iyileşme her zaman şimdi ve kurulan yeni ilişkiler içinde gerçekleşir.