Ben Kimim?” Sorusunun Sessiz Hikâyesi

Çoğumuz kendimizi tanımlarken belirli ifadeler kullanırız.

“Ben sakin biriyim.”

“Ben duygusal bir insanım.”

“Ben insanlara kolay güvenemem.”

“Ben yalnız kalmayı severim.”

“Ben güçlü biriyim.”

Bu cümleler bize oldukça doğal gelir. Sanki dünyaya geldiğimiz andan itibaren kim olduğumuzu biliyormuşuz gibi hissederiz. Oysa psikolojik açıdan baktığımızda durum biraz farklıdır. İnsan dünyaya hazır bir kimlikle gelmez. Kimlik inşa edilir.

Dünyaya gelen bebek; kendisinin kim olduğu, diğer insanların kim olduğu, dünyanın nasıl bir yer olduğu ya da ilişkilerin nasıl işlediği hakkında herhangi bir bilgiye sahip değildir. Başlangıçta yalnızca deneyimler vardır. Zamanla bu deneyimler birikir. Biriken her deneyim, kişinin kendisi hakkında küçük bir iz bırakır. Ve yıllar içinde bu izler birleşerek “kendilik tasarımı” dediğimiz yapıyı oluşturur.

Kendilik Tasarımı Ne Demektir?

Kendilik tasarımı; kişinin kendisini nasıl gördüğünü, nasıl hissettiğini ve kim olduğuna dair oluşturduğu içsel haritayı ifade eder. Bu haritanın içinde;

- Kendimizle ilgili inançlarımız,

- Güçlü ve zayıf yönlerimiz,

- Değer yargılarımız,

- Yeteneklerimize dair düşüncelerimiz,

- İnsanlarla ilişkilerimize dair beklentilerimiz,

- Dünyanın nasıl bir yer olduğuna dair varsayımlarımız bulunur.

Kısacası; Kendilik tasarımı, insanın kendi varlığına dair oluşturduğu psikolojik hikâyedir.

Bu Hikâye Nereden Gelir?

Bazen kendimizi tamamen kendi seçimlerimizle şekillendirdiğimizi düşünürüz. Ancak gerçek bundan daha karmaşıktır. Kimliğimiz yalnızca bilinçli tercihlerimizin ürünü değildir. Doğduğumuz aile, içinde büyüdüğümüz kültür, yaşadığımız ilişkiler, karşılaştığımız kayıplar, aldığımız onaylar, uğradığımız hayal kırıklıkları, başarılarımız ve yaralarımız… Hepsi bu hikâyenin satırlarını yazmaya katkıda bulunur. Bugün “ben buyum” diye tarif ettiğimiz birçok özelliğin kökeni, çoğu zaman bilinçli olarak hatırlamadığımız erken yaşantılara uzanır.

Kendimizi Nasıl Tanımaya Başlarız?

Bir bebek dünyayı önce duyuları aracılığıyla deneyimler. Sesler duyar. Yüzler görür. Dokunuşları hisseder. Kokuları ayırt etmeye başlar. Başlangıçta tüm bu deneyimler dağınık ve anlamlandırılmamış haldedir. Zamanla beyin bu bilgileri düzenlemeye başlar. Bazı yüzler tanıdık gelir. Bazı sesler güven verir. Bazı dokunuşlar rahatlatır. Böylece dış dünyanın ilk haritası oluşmaya başlar. Ancak ilginç olan şudur: Bebek yalnızca dünyayı öğrenmez. Aynı zamanda kendisini de öğrenir.

Kendimizi İlk Olarak Nerede Görürüz?

Bir çocuğun kendisini tanıdığı ilk yer aynalar değildir. İlk ayna, ona bakan insanların yüzüdür. Bir bebek açken, ağladığında veya korktuğunda karşısındaki bakım veren kişinin yüzüne bakar. Orada ne gördüğü önemlidir.

“Sen değerlisin.”

“Sen görülüyorsun.”

“Sen önemlisin.” mesajlarını taşıyan bir ilişki, çocuğun iç dünyasında güçlü bir temel oluşturabilir. Elbette hiçbir ebeveyn kusursuz değildir. Önemli olan mükemmel olmak değil; yeterince iyi bir ilişki sunabilmektir. Çünkü çocuk zamanla yalnızca dünyaya dair değil, kendisine dair de sonuçlar çıkarmaya başlar.

“Ben sevilebilir miyim?”

“Ben önemli biri miyim?”

“İhtiyaçlarım karşılanır mı?”

“Yalnız kaldığımda güvende olabilir miyim?” Bu soruların cevapları çoğu zaman kelimelerle değil, yaşanan ilişkilerle yazılır.

Bugünkü Benliğimiz Geçmişten İzler Taşır

Yetişkin olduğumuzda artık kendimizi bağımsız bireyler olarak hissederiz. Fakat bazen belirli insanlarla birlikteyken açıklayamadığımız duygular yaşayabiliriz. Bir kişinin yanında rahatlarız. Bir başkasının yanında sürekli kendimizi kanıtlamaya çalışırız. Bazı eleştiriler günlerce aklımızdan çıkmaz. Bazı onaylar beklediğimizden çok daha fazla mutlu eder. Çünkü bugün yaşadığımız birçok duygu yalnızca bugüne ait değildir. Geçmişte oluşan kendilik tasarımımız da bu deneyimlere eşlik eder.

Kendilik Sabit Bir Şey Değildir

Psikolojide kendilik, donmuş bir yapı olarak görülmez. İnsan yaşamı boyunca değişmeye devam eder. Yeni ilişkiler, yeni deneyimler, kaybın ardından yaşanan dönüşümler, terapi süreçleri, farkındalık çalışmaları… Bunların her biri kişinin kendisini yeniden tanımlamasına katkı sağlayabilir. Bu nedenle “Ben zaten böyleyim” cümlesi çoğu zaman eksik bir cümledir. Belki de daha doğru ifade şudur: “Şu ana kadar kendimi böyle deneyimledim.” Ve bu deneyim değişebilir.

Son Söz

Kendilik tasarımı, doğuştan getirdiğimiz sabit bir kimlik değil; yaşam boyunca şekillenen bir iç dünyadır. Bugün kendimiz hakkında doğru kabul ettiğimiz birçok şey, aslında yıllar içinde oluşturduğumuz psikolojik haritanın parçalarıdır. Bu haritayı anlamaya başladığımızda yalnızca geçmişimizi değil, gelecekte kim olmak istediğimizi de daha bilinçli şekilde seçebiliriz. Belki de kendimizi tanıma yolculuğu; “Ben kimim?” sorusuna cevap vermekten çok, “Ben nasıl böyle oldum?” sorusunu merak etmekle başlar.