Bir çocuğun kendisini değerli hissetmesini isteriz. Kendine güvenmesini isteriz. Başarılı olmasını isteriz. Hayat karşısında güçlü durabilmesini isteriz. Bu nedenle birçok ebeveyn çocuklarını motive etmek için sık sık olumlu geri bildirim vermeye çalışır. "Harikasın." "Mükemmelsin." "Sen her şeyi yaparsın." "Sen çok özelsin." Bu tür cümleler ilk bakışta oldukça destekleyici görünür. Nitekim çocuğun olumlu yönlerini görmek ve takdir etmek gelişim açısından önemlidir. Ancak burada ince bir çizgi vardır. Çocuğun değerli olduğunu hissetmesi ile sürekli yüceltilmesi aynı şey değildir. Psikolojik gelişim açısından bakıldığında bu iki süreç birbirinden oldukça farklı sonuçlar doğurabilir.

Her Çocuk Değerlidir Ama Her Zaman Merkezde Değildir

Bir bebeğin yaşamının ilk dönemlerinde bakım veren kişinin ilgisine yoğun biçimde ihtiyaç duyması son derece doğaldır. Bebek için bakım veren kişi hayati öneme sahiptir. Bakım veren kişi de çoğu zaman çocuğuna özel bir sevgiyle yaklaşır. Bu da gelişimin doğal bir parçasıdır. Ancak zamanla çocuk yalnızca sevilen biri olmayı değil, aynı zamanda dünyanın kurallarıyla karşılaşmayı da öğrenir. Beklemek zorunda kalır. Hayal kırıklığı yaşar. Sınırlarla karşılaşır. Başkalarının da ihtiyaçları olduğunu fark eder. Bu süreç çocuğun gelişimi için son derece önemlidir. Çünkü çocuk yalnızca değerli olduğunu değil, aynı zamanda diğer insanlarla birlikte yaşayan bir birey olduğunu da öğrenir.

Özdeğer ve Üstünlük Duygusu Aynı Şey Değildir

Psikolojide sık karıştırılan iki kavram vardır: Özdeğer ve üstünlük duygusu. Özdeğer; kişinin yalnızca var olduğu için değerli olduğunu hissedebilmesidir. Başarısız olduğunda da, hata yaptığında da, zorlandığında da... Kendisini tamamen değersiz hissetmemesidir. Üstünlük duygusu ise farklıdır. Burada kişi yalnızca değerli olmak istemez. Diğerlerinden daha özel, daha önemli, daha ayrıcalıklı olmak ister. Bu nedenle gerçek özdeğer dışarıdan sürekli onay gerektirmez. Ancak üstünlük duygusu çoğu zaman sürekli beslenmeye ihtiyaç duyar.

Çocuk Sürekli Yüceltilirse Ne Olabilir?

Burada önemli bir noktayı vurgulamak gerekir.cÇocuğu sevmek ya da takdir etmek zararlı değildir. Sorun sevgi değil, gerçeklikten kopuk yüceltmedir. Örneğin çocuk yaptığı her şey için olağanüstü ilan edildiğinde... Her davranışı abartılı biçimde övüldüğünde... Hiç sınırla karşılaşmadığında... Başkalarının ihtiyaçları dikkate alınmadığında... Çocuk zamanla şu tür beklentiler geliştirebilir: "Herkes bana özel davranmalı." "İsteklerim öncelikli olmalı." "Beklemek zorunda kalmamalıyım." "Eleştirilmemeliyim." "Hayal kırıklığı yaşamamalıyım." Bu beklentiler çocuklukta fark edilmeyebilir. Ancak ilerleyen yıllarda sosyal ilişkilerde çeşitli zorluklara neden olabilir.

Dünya Ev Ortamı Gibi Davranmaz

Çocuklukta her isteği hızla karşılanan bir çocuk, okul ortamına girdiğinde farklı bir gerçeklikle karşılaşır. Öğretmen onunla yalnızca ilgilenmez. Sınıfta başka çocuklar da vardır. Kurallar vardır. Beklemek gerekir. Paylaşmak gerekir. Benzer şekilde yetişkinlikte de iş yaşamı, arkadaşlıklar ve romantik ilişkiler kişinin her isteğine göre şekillenmez. Hayatın doğal akışı içinde hayal kırıklıkları vardır. Reddedilmek vardır. Beklemek vardır. Uyum sağlamak vardır. Bu nedenle çocukların yalnızca sevgiye değil, gerçeklikle karşılaşmaya da ihtiyaçları vardır.

Hayal Kırıklığı Neden Gelişim İçin Gereklidir?

Birçok ebeveyn çocuklarının üzülmesini istemez. Bu çok anlaşılır bir durumdur. Ancak psikolojik dayanıklılık büyük ölçüde küçük hayal kırıklıklarıyla gelişir. Oyuncağı hemen alınmayan çocuk beklemeyi öğrenebilir. Oyunda kaybeden çocuk başarısızlıkla karşılaşabilir. Arkadaşıyla sorun yaşayan çocuk ilişki kurmayı öğrenebilir. Bunlar ilk bakışta zorlayıcı deneyimler gibi görünür. Ancak uzun vadede çocuğun duygusal gelişimine katkı sağlayabilir. Çünkü yaşam yalnızca isteklerin gerçekleşmesinden oluşmaz. İnsan zaman zaman eksiklik, bekleyiş ve hayal kırıklığıyla da karşılaşır.

Gerçek Özgüven Nasıl Gelişir?

Gerçek özgüven sürekli övülmekten doğmaz. Gerçek özgüven şu deneyimlerden beslenir: "Hata yaptım ama toparlandım." "Zorlandım ama öğrendim." "Başarısız oldum ama devam ettim." "Eleştirildim ama tamamen değersiz olmadığımı gördüm." Bu nedenle özgüven ile kırılgan olmayan bir benlik arasında ilişki vardır. Kişi kendisini yalnızca başarılı olduğunda değerli görüyorsa, özgüveni dış koşullara bağımlı hale gelebilir. Oysa daha sağlam bir özdeğer duygusunda kişi hem güçlü hem de eksik yanlarını taşıyabilir.

Çocukları Nasıl Takdir Edebiliriz?

Araştırmalar ve klinik gözlemler, sürece odaklanan geri bildirimlerin çoğu zaman daha işlevsel olduğunu göstermektedir. Örneğin: "Ne kadar zekisin." yerine, "Bu konuda gerçekten emek vermişsin." demek... "Sen herkesten daha iyisin." yerine, "Bu konuda geliştiğini görüyorum." demek... çocuğun yalnızca sonuçlara değil, öğrenme sürecine de değer vermesine yardımcı olabilir. Bu yaklaşım çocuğun kimliğini performans üzerine kurma riskini azaltabilir.

Özdeğerin Temeli Nedir?

Sağlıklı özdeğer, kişinin yalnızca başarılarıyla tanımlanmamasıdır. Ne tamamen üstün, ne tamamen kusursuz, ne de herkesten özel olmak zorundadır. Kişi kendisini insan olarak değerli hissedebilir. Bu duygu çoğu zaman çocukluk döneminde yaşanan ilişkiler içinde şekillenmeye başlar. Görülmek, anlaşılmak, sınırlarla karşılaşmak, hayal kırıklıklarını deneyimlemek, ama buna rağmen sevilmeye devam etmek...Özdeğerin temel taşları çoğu zaman bunlardır.

Son Söz

Çocukların sevgiye ihtiyacı vardır. Takdir edilmeye de ihtiyaçları vardır. Ancak gelişim yalnızca övgüyle gerçekleşmez. Çocuklar aynı zamanda beklemeyi, hata yapmayı, hayal kırıklığı yaşamayı, başkalarıyla bir arada olmayı da öğrenmek zorundadır. Belki de sağlıklı bir özdeğer duygusu, çocuğun kendisini dünyanın merkezi olarak görmesinden değil; dünyanın bir parçası olduğunu hissederken de değerli kalabilmesinden doğar.