Psikoterapi bazen yalnızca konuşulan bir süreç gibi görünebilir. Oysa terapide gerçekleşen şey, kişinin yaşadıklarını anlatmasından daha kapsamlıdır. Terapi; ilişki kurma, deneyimleri anlamlandırma, kendimiz üzerine düşünebilme ve farklı davranış yollarını deneyebilme kapasitemizi, duygularımızı düzenleme kapasitelerimizi birlikte harekete geçirir.
İnsan beyni başkalarıyla bağlantı kurarak öğrenmeye ve değişmeye uygun biçimde gelişmiştir. Bu nedenle psikoterapi, insan doğasına yabancı bir yapı değildir. Hatta tarih boyunca psikoterapinin işlevine benzer işlevlerde yapılar hep olmuştur.
Çocuklukta bakım verenlerle kurulan bağlar, aile ve arkadaşlık ilişkileri, hayat boyunca kim olduğumuzu ve dünyayı nasıl algıladığımızı etkiler. Terapötik ilişkide de bu sosyal öğrenme kapasitesinden yararlanırız aslında. Bağ kurarak öğrenebilmemiz biz insanlığın hem en büyük şansı hemde ne büyük şanssızlığı olsa gerek.
Güvenli bir ilişki değişimi nasıl destekler?
İlişkilerimiz yalnızca duygularımızı değil, öğrenme biçimimizi de etkiler. Kendimizi güvende hissettiğimiz bir ilişkide daha esnek düşünebilir, yeni bilgileri değerlendirebilir ve farklı davranışları deneyebiliriz. Güvensizlik hissettiğimizde ise daha tepkisel, katı ve korunmaya odaklı hareket edebiliriz.
Terapi sırasında kurulan güvenli ilişki, kişinin daha önce yaklaşmakta zorlandığı deneyimlerine bakabilmesi için uygun bir alan oluşturur. Terapist, danışanın yerine karar vermez veya ona nasıl yaşaması gerektiğini söylemez. Danışanın duygularını, düşüncelerini ve ilişkisel örüntülerini birlikte inceleyebileceği bir bağ kurar. Oluşturulana bu güvenli ortam ki terapi dilince buna terapötik ilişki denir, kişinin sağ ve sol beyninin aynı anda işlemleme yapabilmesini kolaylaştırır, çocukluklar mühürlenen travmatik yaşantılar bu işlemlenme kolaylığı sayesinde yeniden çerçevelenebilir. Bu ilişkide yalnızca kelimeler değil; ses tonu, yüz ifadesi, beden dili ve iki kişi arasında oluşan duygusal karşılık da önemlidir. Kişi, karşısındaki insan tarafından anlaşılmaya çalışıldığını ve zorlandığı anlarda ilişkinin devam edebildiğini deneyimler. Böylece daha önce tehlikeli veya taşınamaz görünen bazı duygular zamanla düşünülebilir hâle gelebilir. Aynı bir ebeveynin çocuğa zaten yapması gerekttiği gibi, ebeveyn çocuğun duygusunu kaldırabilecek bir potansiyel sunar çocuğa ama her an onun yerine yapmaz bunu.
Beyin yeni deneyimlerle değişebilir
Beyin sabit bir yapı değildir. Yaşanan deneyimlere göre yeni bağlantılar kurabilir, bazı bağlantıları güçlendirebilir ve daha önce birbirinden kopuk çalışan ağlar arasında yeni yollar oluşturabilir. Bu değişebilme kapasitesine nöroplastisite denir. Psikoterapide yalnızca geçmiş konuşulmaz. Kişi, geçmişten taşıdığı tepkilerin bugün nasıl çalıştığını fark eder ve yeni deneyimler yaşamaya başlar. Kendini ifade etmek, bir sınır koymak, bir duyguyla hemen kaçmadan kalmak veya daha önce kaçındığı bir durumla güvenli biçimde karşılaşmak bu deneyimlere örnektir.
Her yeni deneyim, kişinin alışılmış düşünme, hissetme ve davranma biçimlerine başka bir seçenek ekleyebilir. Değişim yalnızca bir şeyi zihinsel olarak anlamakla sınırlı kalmadığında; duygusal, ilişkisel ve davranışsal olarak tekrarlandığında daha kalıcı hâle gelebilir. Güvenli bir terapötik ilişki burada önemli bir zemin sağlar. Çünkü yoğun stres altında beyin daha çok korunmaya yönelirken, güven hissi öğrenme ve değişme kapasitesini destekler. Daha önce kapalı veya işlevsiz kalan bazı yollar, yeni deneyimlerin tekrarlanmasıyla yeniden düzenlenebilir.
Yaşadıklarımızı anlatmak neden önemlidir? Maksat sadece anlatmak mı ?
İnsan zihni deneyimleri hikâyeler aracılığıyla düzenler. Kendimiz, ilişkilerimiz ve dünya hakkında birtakım anlatılar oluştururuz. Bu anlatılar bize kim olduğumuzu, diğer insanlardan ne beklememiz gerektiğini ve hangi koşullarda nasıl davranacağımızı söyler. Ancak bu hikâyelerin bir bölümü hayatın erken dönemlerinde oluşur. O yıllarda yaşadıklarımızı bugünkü gibi değerlendirecek bir kapasiteye sahip değilizdir. Buna rağmen o dönemlerde gelişen anlamlar, yetişkinlikte de kendimizi ve ilişkilerimizi değerlendirme biçimimizi etkileyebilir.
Örneğin kişi, bir ilişkide yaşadığı güçlüğü yalnızca “Ben sevilmeye uygun değilim” biçiminde açıklıyor olabilir. Zamanla bu düşünce, sorgulanmayan bir gerçek gibi hissedilebilir. Terapi, bu tür anlatıları hemen ortadan kaldırmaya çalışmaz. Önce onların nasıl oluştuğunu, hangi deneyimlerle korunduğunu ve bugün kişinin yaşamını nasıl etkilediğini anlamaya çalışır. Çünkü hiçbir şey indirgenemez ve çok özneldir. O yüzden önce kişinin kendi şahsi deneyimi anlaşılmaya çalışılır.
Bir deneyimi anlatmak, ona belirli bir mesafeden bakabilmeyi sağlar. Duygular, bedensel tepkiler, anılar ve düşünceler arasında bağlantı kuruldukça dağınık yaşantılar daha anlaşılır bir bütün hâline gelebilir. Kişi geçmişini değiştiremez; ancak geçmişe verdiği anlamı, bugün kendisini nasıl gördüğünü ve bundan sonra nasıl hareket edeceğini yeniden değerlendirebilir. Bu yeniden değerlendiremenin yapılması aslında kişin kendi otobiyografik anlatısı için yeni bir anlam inşaa etmesine yardımcı olur. Bu anlamlar geleceği şekillendirir.
Kendimiz üzerine düşünebilmek
Terapiyi etkili kılan süreçlerden biri de kişinin kendi düşünceleri, duyguları ve davranışları üzerine düşünebilme kapasitesinin gelişmesidir. İnsanlar çoğu zaman başkalarının davranışlarını fark etmekte, kendi içlerinde olup biteni görmekten daha hızlıdır.Üstelik bazen kendimize ait olduğunu fark etmediğimiz duygu ve düşünceleri başkalarına yükleyebiliriz. Yaşadığımız kaygıyı, öfkeyi veya değersizlik hissini yalnızca karşı tarafın bize yaşattığını düşünebiliriz. Bu, bilinçli olarak yapılan bir çarpıtma olmak zorunda değildir. Zihin, belirsizliği azaltmak ve kendisini korumak için hızlı açıklamalar üretmeye eğilimlidir.
Terapi bu açıklamaları suçlayıcı bir yerden ele almaz. Kişinin dışarıda olup bitenlerle kendi iç dünyasında yaşananları birbirinden ayırabilmesine yardımcı olur. Böylece kişi yalnızca “Bana ne yapıldı?” sorusuna değil, “Bu durum bende neyi harekete geçirdi, ben buna nasıl anlam verdim ve nasıl karşılık verdim?” sorularına da bakabilir.
Bu farkındalık her zaman rahatlatıcı değildir. Terapideki hiçbir aşama size rahatlatmayı vaad etmez. Şöyle düşünün bedeninizi istediğiniz sağlıklı forma sokmaya çalışırken konfor ve rahatlık mı eşlik ediyor sürece ? Terapi size bunun sağlıklı yoldan yapılması için eşlik eder sadece. Kendimizle ilgili alışılmış açıklamaları sorgulamak çaba gerektirir. Ancak kişi otomatik tepkilerini fark etmeye başladıkça, aynı durumlarda farklı kararlar verebilme olasılığı artar. Bu kararlar ve artan sorumluluk ve bilinçlenme hissi kişiyi hayatına karşı zaman zaman zorlayabilir.
Terapi kişiye başka bir ihtimali deneyebilme alanı açar
Beyin, hızlı karar vermeye ve geleceği geçmiş deneyimlere göre tahmin etmeye eğilimlidir. Bu özellik hayatta kalmamıza yardımcı olur; ancak her zaman hatasız değildir. Geçmişte koruyucu olan bir tepki, bugünkü koşullarda kişinin yaşamını sınırlandırabilir. Terapi bu tepkileri yalnızca ortadan kaldırmaya çalışmaz. Önce neden geliştiklerini ve kişiyi hangi koşullarda koruduklarını anlamaya çalışır. Ardından bugün hâlâ gerekli olup olmadıklarını inceler. Kişi zamanla kendisi için başka ihtimaller hayal edebilir: Farklı bir ilişki kurmak, başka türlü tepki vermek, yeni bir sınır çizmek veya kendisine yönelik daha gerçekçi bir bakış geliştirmek… Hayal edilebilen bu seçenekler, terapide yavaş yavaş davranışa dönüşebilir.
Bu nedenle terapi tek bir teknik sayesinde işe yaramaz. Tekniker vardır, kuramlar vardır çok kıymetlidir ve her psikoterapist uzun süren ekol, kuram ve teknik odaklı eğitimlerini alır ve almalıdır. Bununla beraber bugün bu yazıda söz edilen daha çok nörobiyoloji açısıdan psikoterapinin neden işe yaradığını ortaya koyma hedefindedir.
Güvenli ilişki, beynin değişebilme kapasitesi, yaşantıların anlamlı bir anlatıya dönüşmesi ve kişinin kendi zihni üzerine düşünebilmesi terapi sürecininde beraber çalışır. Terapi, kişinin geçmişini silmez. Geçmişten öğrendiklerinin bugün üzerindeki etkisini görmesine ve yaşamında daha uyumlu yollar oluşturmasına yardımcı olur.
Kaynak:
Terapi Neden İşe Yarar? Zihnimizi kullanarak beynimizi değiştirmek -Louıs COZOLINO